Haber Detayı
Safiye Erol Hanımefendiyi Yad Ediyoruz...
HABER TARİHİ: 07 Ekim 2026 | 7 Kişi okuduMerhaba Kıymetli Okurlarımız,
Bugün 7 Ekim, Safiye Erol Hanımefendinin vefatının sene-i devriyesi. 1964 yılında aramızdan ayrılan Safiye Erol, ardında çok kıymetli eserler bıraktı. Bu eserler siz okuyucularımız tarafından keşfedilmeyi bekliyor.
Kendisini hürmetle yad ediyoruz.
Safiye Erol Kimdir?
Safiye Erol, 1902 yılında Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde doğmuştur. 1917 yılında Almanya’da eğitimini tamamlar. Lise ve üniversiteyi bitirip doktora tezini verdikten sonra, 1926’da İstanbul’a döner. Millî Mecmua ve Her Ay gibi dergilerde yazıları çıkmıştır. 1938’de “Kadıköyü'nün Romanı”, 1944’te “Ülker Fırtınası”, 1941’de Selma Lagerlöf’den “Portugaliye İmparatoriçesi” ve 1945’te La Motte-Foque’den “Su Kızı” isimli tercümeleri yayımlanmıştır. 1951’de Kenan Rifâî hakkında üç bölümlük felsefî incelemesi, “Kenan Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık” kitabında yer almıştır. 1955’te Tercüman gazetesinde son romanı olan “Dineyri Papazı” romanı tefrika edilmiştir. Asr-ı Saadet’i anlatan “Çölde Biten Rahmet Ağacı” ise 1962 yılında Yeni İstanbul gazetesinde yayımlanmıştır. Muhtelif gazete ve mecmualarda pek çok makalesi ve incelemesi neşredilen Safiye Erol, 7 Ekim 1964 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.
Tamamı Kubbealtı Vakfı tarafından basılmış olan eserleri şunlardır: Çölde Biten Rahmet Ağacı, Ciğerdelen, Kadıköyü’nün Romanı, Ülker Fırtınası, Dineyri Papazı, Makaleler, Leylâk Mevsimi.
Mehmet Nuri Yardım, “Safiye Erol Kitabı” adlı eserinde Erol’un Doğu ve Batı hakkındaki görüşlerini şöyle dile getirmiştir: “Safiye Erol batıyı iyi bilen bir aydın ama doğunun güzelliklerini de fark edebilen bir münevver yazardır. Komplekslere kapılmış yarı aydınlardan, kendi yürüyüşünü terk eden ve başkalarına özenen mukallitlerden değil eserlerinden ve fikirlerinden faydalandığı Doğu’nun bilge kişilerinden sık sık bahseder, makalelerinde düşüncelerini onların ışıklarıyla donatır, meselelerini onların hal çareleriyle çözümler. Batı’nın aydınlık kafalarını da ihmal etmez hiçbir zaman. Adeta bir sentez yapar bu makalelerde.
İnsanlık birikiminin altın beyinlerini aynı bahçede dolaşırken bir demet çiçek gibi derleyen Safiye Erol, bu kişilerin düşüncelerinden, hayallerinden, ideallerinden kendisine uygun olanları seçer, öne çeker ve takdir eder. Ne var ki, yazarımızın peşin hükümleri yoktur. Kişilere, inançlara, akımlara karşı acımasız değildir. Aksine herkesten, her şeyden ve her olaydan ders alınabileceğini, hisse çıkarılabileceğini düşünür. Bu yönüyle o, kelimenin tam anlamıyla özel bir beyindir. Araştırıcıdır. Ehl-i Tahkik’tir. Zaten eserlerinin güçlü yönü de biraz buradan kaynaklanıyor.”
Safiye Erol’un vefatının ardından yakın arkadaşı, pîrdaşı mutasavvıf, mütefekkir, yazar Sȃmiha Ayverdi şu ifadeleri kullanıyor: “Maalesef memleketin en değerli, dürüst, hamiyetli, îmanlı, münevver ve bilhassa son derece derin ve bilgili bir evlâdını, aziz ve sevgili arkadaşımız Safiye Erol’u kaybettik. Memleket, böyle muhteşem ve yerine konmaz bir âbidenin eksilişini âdeta duymadı... Umursamadı... Herhangi bir sahne sanatkârının arkasından kıyâmetler koparan kütlenin, bu telâfisiz ziyâ’dan haberi dahi olmadı. İşte irfan hayâtımıza, gerçek ve sağlam münevvere gösterilen aksülamel bu...”

